|
|
Yaşanan sıkıntıyı ve sorunu anlayabilmek için yapmanız gereken, ilk olarak
çocuğunuzla konuşmak olmalıdır. Ancak konuşmak için uygun bir zaman seçmek
de sorunu çözmede çok önemli bir ayrıntıdır. Örnegin: Sizin veya çocuğunuzun
yorgun olmadığı, gergin veya sinirli olmadığı, kafasının başka şeylerle
meşgul olmadığı sakin bir zaman dilimini seçmek her iki tarafin da birbirini
iyi dinlemesini sağlamak bakımından önemlidir. Gencin yaptığı bir davranış
ana baba tarafindan kabul edilemez olduğunda, ve ana babalarda kızgınlık
veya öfke uyandırdığında genellikle tepkilerini; Sen bunu nasıl yaparsın!
Sen ne laf anlamaz adamsın! Sen ne zaman adam olacaksın! Sen daha çocuksun!
vb. şeklinde cümlelerle ifade ederler. Bu cümlelerde dikkatinizi çeken bir
şey oldu mu? Cümlelerin hepsi SEN kelimesi ile başlıyor. İletişim
engellerine baktığımız zaman çoğunun “sen dili” yüklü olduğunu görüyoruz.
“Yapma şunu!” “Neden böyle yapmıyorsun!” “Bunu yapmamalısın!” “Daha çok
çalışmalısın!” “Çocuk gibi davranıyorsun!”... Yaşadığımız kızgınlık, öfke
duygularını genelde bu ifadelerle dile getiriyoruz. Ancak bu ifadelere
baktığımız zaman bunlarda, kızgınlığın nedenini açıklayıcı bir şey
göremiyoruz. Bu tür ifadelerde ana babanın, gencin hangi davranışına
kızdığını ve bu davranışın ana baba üzerinde nasıl bir etki bıraktığını açık
bir şekilde göremiyoruz. Dolayısıyla da bu tür ifadelerle, yaşanan sıkıntıya
bir çözüm de getiremiyoruz. Genelde kızgınlığımızı ifade ederken; hangi
davranışın veya olayın bizi kızdırdığına dikkat etmeliyiz. Ama genelde
bizler buna dikkat etmeyip kızgınlıgımızı tamamen karşı tarafa, yani gence
aktarıyoruz, belki de böylece kızgınlığımızı veya öfkemizi üzerimizden atıp
rahatlıyoruz. Bunu yaparken de genelde suçlayıcı bir dil kullanıyoruz. Ancak
kızgınlıgımızı bu şekilde ifade ettiğimizde belki bir süre rahatlıyoruz ama
bir süre sonra yine aynı davranış veya olayla karşılaşabiliriz. Yani olayın
çözümlenmediğini görürüz .Çünkü kızgınlıgımızı ifade eden bu kelimeler
genelde gencin kişiliğine yönelik olduğu için genci gücendiriyor, kırıyor,
onun bize karşılık vermesine, direnmesine ve savunmaya geçmesine sebep
oluyor.
Peki ne yapmalıyız, kızgınlığımızı nasıl ifade etmeliyiz? “SEN DiLi”ne
alternatif “BEN DiLi” ile konuşabiliriz. Nedir Ben Dili? BEN DiLi, anne ve
babanın gencin olumsuz davranışı veya olumsuz bir olay karşısında yaşadığı
olumsuz etkileri ve duygularını açıklayan, dürüst ve sorumlu bir kızgınlık
ifadesidir. Örnegin, “Televizyon karşısında çok fazla vakit geçiriyorsun,
kapat şunu” kızgınlık ifade eden, emir verici, kırıcı bir sözdür. Burada
hangi davraniş, bizde ne gibi etki ve duygular uyandırdı, onu fark
etmeliyiz. Çocuğunuzun öncelikli olarak yapması gereken başka işler varken
televizyon seyretme davranışı, sizde kızgınlık ve endişe duyguları
uyandırıyor. Çünkü yapması gereken diğer işlerin aksadığını düşünüyorsunuz.
Bu durumu şöyle ifade edebilirsiniz. “Televizyon başında çok fazla vakit
geçirip derslerini yetiştiremeyeceğini düşünüyorum ve endişeleniyorum.”
Böyle bir ifade, hem hangi davranışın karşısında nasıl bir etki ve duygu
halinde olduğumuzu gösteriyor, hem de genci suçlamadan, aşağılamadan, ona
kaygılarımızı iletmemizi sağlıyor ve onun savunucu bir tutuma girmeden
sorumluluğunu kabul etmesine yardımcı oluyor.
Evde Birşeyler Yolunda Gitmiyorsa Bilin Ki...?
Aile içinde iletişim ve bununla birlikte etkileşim çok önemlidir. Ailede
iletişimin olmadığı bir zaman yoktur. Yanlış iletişim ya da yetersiz
iletişim olduğunda ailede birtakım sorunlar meydana gelir. Bu sorunların
oluşmasında bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız bazı davranışlar etkilidir.
Farkında olmadan atılan hatalı adımlar şunlar olabilir;Aile ve aile
üyelerini ilgilendiren konularda yüzeysel konuşmak. Aile üyelerini suçlamak,
eleştirmek, olumsuz değerlendirmeler yapmak.Yaşanan olaylar sonucu
konuşmadan ve dinlemeye çalışmadan karşı tarafın hareketlerini,
düşüncelerini yorumlamaya çalışmak. Sık sık önerilerde bulunmak ve kişisel
düsüncelerinizi zorla kabul ettirmeye çalışmak.Aile bireylerine sürekli emir
vermek.Olayların olumsuz yönlerini çıkarmaya çalışmak. Karşıdaki kişinin
kendini ifade etmesine imkân tanımamak.Küçük hataları çok abartmak. Aile
içinde ortak faaliyetlere gereken önemi vermemek Sorulan soruları cevapsız
bırakma. Fedakârlığı devamlı karşı taraftan beklemek. Aile üyeleri
birbirleri ile olan iletişimlerinde aldıkları mesajlarla birbirlerini anlar,
sever, birbirlerine güvenir, kendilerini değerli ya da değersiz
hissedebilir. Bu durum aile üyelerinin duygu ve düsüncelerini, ruhsal
durumlarını etkiler. Olumlu bir iletişim ve etkileşimin olduğu aile
ortamında aile üyeleri birbirini anlar, hiçbir koşula bağlı olmadan olduğu
gibi kabul eder ve birbirlerine güvenir.
Ana Baba Genç Çatışmalarını, Kim Kazanır, Kim Kaybeder?
Gençlerle kusursuz ben iletileriyle de olsa yüzleşmek her zaman onların
davranışlarını değiştirmelerinde etkili olamaz. Bazen gencin gereksinimi o
denli güçlüdür ki ana babasına sorun yarattığını bilmesine karşın,
davranışından vazgeçmeyebilir. Bu duruma ÇATISMA diyoruz. Çocuğunuzla
çatışma yaşarsanız nasıl bir yaklaşımda bulunabilirsiniz? Sizlere kaybeden
yok yöntemini öneriyoruz.
ÇATISMALARI ÇÖZMENİN 3 YÖNTEMİ:
Yöntem 1 : Gençle ana baba arasında bir çatışma çıkınca, ana baba çocuğun
kabul etmesini umarak, çözümün ne olmasi gerektiğine karar verir. Genç karsı
koyarsa, ana baba boyun eğmesi için onu, güç ve otorite kullanmakla tehdit
eder. (ana baba kazanır, genç kaybeder).
Yöntem 2 : Gençle ana baba arasında bir çatışma çıkınca, ana baba kendi
çözümünü kabul etmesi için önce çocuğu ikna etmeye çabalar, çocuk karsı
gelirse ona boyun eğerek istediğini yapmasına razı olur. (genç kazanır,
ana-baba kaybeder). İki yöntemde de ana babanın ve gencin yaklaşımı şudur:
“Benim istediğim olacak ve bunun için de gücümü kullanacağim.” ya da;
karşımdakinin gereksinimleri karşılanmasa bile, kendi gereksinimlerimin
karsılanmasını istiyorum. Her ikisinde de kaybeden taraf, kazanana kırgın ve
kızgındır.
Yöntem 3 : Ana baba-genç arasında bir çatışma çıkınca ana baba, çocuktan her
iki tarafında kabul edebileceği bir çözüm için katılım ister. Her biri
sonradan değerlendirilecek çözümler önerir. En iyi çözüm üzerinde görüş
birliğine varıldıktan sonra bunun nasıl uygulanacağına karar verilir. Güç
kullanma ve baskı yoktur. (Hiç kimse kaybetmez, herkes kazanır.)
Yöntem 3 altı basamaktan olusan bir işlemdir:
Basamak 1 : Sorunu tanımlama
Basamak 2 : Olası çözümler üretme
Basamak 3 : Çözümleri değerlendirme
Basamak 4 : İçlerinden herkese en uygun olana karar verme
Basamak 5 : Kararın nasıl uygulanacağını belirleme
Basamak 6 : Çözümün başarısını değerlendirme
Yöntem 3’ü kızgınlık, küskünlük türünden duyguların yaşanmadığı, anında
çözülmesi gerekmeyen çatışmalar için kullanmak yerinde olur. Örnegin; Tüm
aile hafta sonunu birlikte nasıl geçirebiliriz? Arkadaşın gelince sizin ve
bizim rahat edebilmemiz için nasıl bir düzen kuralım? gibi.
UNUTMAYALIM ERGENİN BİREYSEL BÜTÜNLÜĞÜNE SAYGI DUYMALIYIZ. HER ZAMAN BİZİM
AÇIMIZDAN HAYATA BAKMAK ZORUNDA DEĞİLLER.
SINAVA HAZIRLIK SÜRECİNDE YAŞANANLAR
1) Ders Çalışma Alışkanlığı Üzerine Yaşananlar
Genelde velilerle yaptığımız görüşmelerde su yakınmaları, şikâyetleri
sıklıkla duyuyoruz. “Oğlum bir türlü derse başlayamıyor. Oyalanıp duruyor.
Ben de dayanamıyorum hadi oğlum artık otur, diyorum. Bu sefer hiç oturmuyor,
bana karışma diyor.” Burada sorumluluk kimin, diye bakarsak sorumluluğun
çocuğa ait olduğunu görebiliriz. Ona ders çalış artık dediysek o büyük
ihtimalle çalışmaya niyeti varsa da bundan vazgeçecektir. Sorumluluğu ona
bırakın. Ancak bunun yerine “Bugün neler yapmayı düşünüyorsun, hangi
derslerle ilgilenmeyi düşünüyorsun?” gibi açık uçlu sorularla savunmaya
geçmesini önleyebiliriz. “Benim senin için yapabileceğim bir şey var mı?”
diye sorarak isterse yardımcı olabileceğinizi belirtebilirsiniz. Sık sık
duyduğumuz diğer bir yakınma “Geçen sene ablası hazırlandı. Hergün ders
çalışırdı. Notları da daha iyiydi. Bu öyle değil. Kime benzedi bilmem. Geçen
sene alt komşunun oğlu da sınava girdi. Bütün gün ders çalıştı ve kazandı.”
Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamak, karsılaştırmak veya onun sinirlarını
zorlamak bu süreçte hatalı bir yaklaşım olabilir. Çünkü bu, çocuğunuzda
kırılma, incinme, stres, kaygı oluşturabilir. Bu duygu halleri de ögrencinin
başarısnı asağı doğru çekecektir. Çocuğunuzun sınırlarını zorlamak yerine
sizin istekleriniz, arzularınız ile çocuğun kapasitesi arasında bir denge
kurmaya çalısın. İkiz kardeşler bile birbirinin aynı olamaz. Çünkü bazı
öğrenciler bir konuyu 2 saatte öğrenebilir, bazı öğrenciler ise 5 saatte
öğrenebilir. Öğrenme konusunda kişilerdeki bireysel farkları göz ardı
etmemek gerekir. Her öğrencinin her dersi algılama süresi aynı olamaz. Bu
nedenle öğrencinin kapasitesini anlamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
Sınavı kazanma yolunda verilen mücadele sırasında çocuğunuzla aranızdaki
sıcaklığın bozulmamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü bu mücadele uğruna,
çocuğunuzla duygusal açıdan uzaklaşma durumunda kalabilirsiniz. Eğer
çocuğunuzla ilişkiniz genel olarak iyi ve yumuşak ise ölçülü miktarda ders
çalışmasını hatırlatmak, sorumluluğunu hatırlaması konusunda işe
yarayabilir. Çünkü kaç yaşında olursa olsun kişilerin zaman zaman harekete
geçmek için uyarıya ihtiyaçları olabilir. Ancak çocuğunuzla aranız sık sık
sertleşiyorsa ve sık sık tartışıyorsanız çalıs vb. uyarılar aradaki
gerginligi daha da arttırır. Bunun yerine ona niçin çalışması gerektiğini
anlatmak daha fazla işe yarayabilir. Çünkü motivasyonun temelini niçinler
oluşturmaktadır. Çocuğunuz için ders çalışmanın bir anlamı olmalı. Bir
anlamı yoksa çalışma davranışını göstermesi çok zor. Tabii ki bu anlamı da
kendisi bulacaktır. Ancak bu konu üzerinde düşünmesi ve niçin çalıştığını
anlaması ile ilgili ona yardımcı olabilirsiniz.
2) Sınav Kaygısı Sadece Gençlerde Mi ?
Sınava hazırlık sürecinde kaygıyı sadece gençler yaşamamaktadır. Bu süreçte
anne babalar da gençler kadar bu kaygıyı yaşayabilmektedirler. Bu doğal bir
duygudur. Çünkü, gelecekte basarılı bir yaşama ulaşabilmenin sınavda
başarılı olmakla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Genelde kaygı; yaşamda
var olma, varolmayı sürdürme ile ilgili bir duygudur. Aşırı derecede
olmadığı sürece, sorun yerine performansı yükselten bir duygudur. Ancak
kaygının normalin üzerinde oluşmasına neden olan faktörler de bulunmaktadır.
Genelde kaygının ve özelde de sınav kaygısının yüksek düzeyde oluşmasına
neden olan çeşitli düşünce biçimleri vardır. Kaygı herhangi bir stresli
durumda yaşanan doğal bir duygudur ve yaşamın doğal bir parçasıdı. Her
öğrenci sınava bağlı olarak kaygının etkilerini değişik şekillerde yaşar ve
hisseder. Aslında bir miktar kaygı yaşamanın, en iyi performansı göstermede
olumlu etkileri vardır Yaşanan kaygı sırasında salgılanan adrenalin
miktarının, uyarıcı etkisi ve dikkati odaklamada önemli rolü vardir. Ancak
aşırı kaygı durumunda salgılanan “yoğun” adrenalin bilgi transferini
engeller ve bir takım fiziksel belirtilerin ortaya çıkmasına ve paniğe neden
olur. Yasanan kaygı düzeyi, sınava hazırlığı ve sınavda gösterilen
performansı etkiler ancak bu etki performansa olumsuz yönde yansıdığında
“sınav kaygısı” bir sorun olarak karşımıza çıkar. Gençlerin ÖSS’ye
hazırlandığı bu dönemdegençleri ve ailelerini kaygılandıran birçok faktör
vardır. Belki de bu faktörlerden en önemlisi gencin ve ailenin yaşadığı
“gelecek kaygısı”dır. Gelecek kaygısının en önemli nedeni ailenin ve gencin
yaşadıgı belirsizlik duygusudur. Gencin kafası “Acaba istediğim bölümü
kazanabilecek miyim? Gelecekte nasıl bir yaşantım olacak?” vb. sorularla
doludur. Genç bir yandan bu sorulara cevap ararken bir yandan da sınava
hazırlık süreci ile ilgili konuları yetiştirip yetiştiremeyeceği,
eksiklerini nasıl tamamlayacağı, deneme sınavlarında gösterdiği performansın
sınava nasıl yansıyacağı ile ilgili birtakım endişeler de taşımaktadır.
Benzer endişeleri aileleri de yaşamaktadır. İşte bu dönemde ailenin
sergileyeceği, sınava yönelik tutum ve davranışlar, ailenin sınavla ilgili
tanımları, beklenti düzeyi... gencin kaygı düzeyini olumlu ya da olumsuz
etkileyecektir. Kimi zaman ailelerin çocuklarını teşvik etmek, motive etmek,
hırslandırmak amacıyla kullandığı yöntemler sınav kaygısının kaynağını
oluşturabilir. Örneğin: Kuzenin Boğaziçi’ne girdi. Sen hiç çalışmıyorsun.
Bakalım ne yapacaksın? Biz senin için her türlü özveriyi gösteriyoruz. Aman
bizi mahçup etme. Sen çok çalışıyorsun. Biz sana güveniyoruz. Kesinlikle
kazanırsın. Yukarıda belirtilen tarzda ifadeler kaygıya neden olur. Bu tür
ifadeler genci teşvik etmez tersine kaygıdan kıpırdayamaz hale getirir. Genç
ailenin ve çevrenin beklenti düzeyinin yüksek oldugunu gördükçe, Ailem benim
için her şeyi yapıyor. Ben de bunun karşılığını vermeliyim Sınavı
kazanamazsam herkes benim başarısız biri olduğumu düşünecek vb. düşüncelerle
sınavı bir kişilik değerlendirmesi olarak görebilir. Sınava olduğundan fazla
anlam yüklemek genci kaygılandıracak ve sınavdaki performansını olumsuz
etkileyecektir.Unutmayın ki çocuğunuzun kaygısı, sınava hazırlık sürecini
nasıl geçirdiğiyle yakından ilgilidir. Bu süreçte genç kendini ne oranda
sınava hazır hissederse kaygısı o oranda azalacaktır. Bunun için bir plan ve
programa ihtiyaç duyacaktır. Bu planlamada çocuğunuza nasıl yardımcı
olabileceğinizi kendisine sorarak anlayabilirsiniz. Bu ona destek
olduğunuzun göstergesidir.
Bir diğer önemli etken de, sizin ve çocuğunuzun sınava ilişkin ürettiğiniz
olumsuz düşünceler, tahminler ve iç konuşmalardır. Sınavda önce sınavın
sonucuna ilişkin olumsuz tahminler, sınavın başarılı geçmeyeceğine ilişkin
birtakım yorumlar sizin ve çocuğunuzun kaygı düzeyini yükseltmekten başka
bir işe yaramaz. Unutmayın olumsuz düşünceler, olumsuz beklentilere ve düşük
performansa neden olur.
Genç sınava hazırlık sürecinde (deneme sınavları vs.) beklediği sonucu
alamayabilir. Zaman zaman kendine olan güvenini yitirebilir. Yaşadığı
güvensizlik “Sınavı kazanamayacağım, başarısız olacağım, bu sınav da kötü
geçecek” gibi iç konuşmalara sebep olabilir. Aile bu dönemde genci, iyi
olduğu konularda cesaretlendirip olumlu özelliklerini vurgulamalıdır. Bu
gencin güven duygusunu pekiştirecek ve “yapabileceğine” ve
“başarabileceğine” ilişkin inanç oluşturmasında etkili olacaktır. Unutmayın:
Siz çocuğunuza güvenirseniz, çocuğunuz da kendisine güvenir.
Çocuğunuzun Yaşadığı Kaygıyı Anlamanızı Sağlayacak
İpuçları Neler Olabilir..!
-Çocuğunuz aşırı gergin ve huzursuzsa, - Sizinle ve çevresindeki kişilerle
iletişiminde tahammül düzeyi düşmüşse, aşırı duyarlıysa, hemen parlıyor,
öfkeleniyorsa, - Dikkatini toplamakta güçlük yaşıyorsa, (sınavda ya da ders
çalışırken) - Olumsuz olaylardan ve sonuçlardan kolay etkileniyorsa, -
Uykusuzluk, buna bağlı yorgunluk yaşıyorsa, - Mide ve bağırsak şikâyetleri
oluşmuşsa.
Sınav Kaygısına Etkileri
- Ögrenci dikkatini toplamakta güçlük çekebilir. Dikkat sınavın içeriğine
değil, sınavın kendisine ve buna bağlı olarak yaşananlara odaklanır.
(Örneğin sınavda dikkatimi toplayamadım. Biri burnunu siliyordu sinir oldum.
Soruyu çözemedim, diğer soruları da yapamayacağımı düşündüm, dikkatim
dağıldı vb.) - Zihinsel beceriler zayıflar, bilgilerin hatırlanmasını
engeller. - Okuduğunu anlama ve düşünceleri organize etmede zorluk yaşanır.
- Öğrenilen bilgiler transfer edilemez. Dolayısıyla bütün bu yaşananlar
öğrencinin performansını olumsuz yönde etkiler. Ayrıca kaygı zaman zaman
aile ile genç arasındaki iletişimin kopmasına neden olur.
Bir genç, arkadaş grubuyla ilişkileri ne boyutta olursa olsun, problemleri,
sıkıntıları ve sevinçlerinde ailesinin yanında olduğunu hissetmelidir.
Gencin tutum ve davranışlarına yön verirken “Benim gençliğimde...” diye
başlayan nutuk ve öğütlerden kaçının. Ona öğüt vermek yerine örnek
davranışlarda bulunun. Tabii ki çatışmalarda gençlerin de üzerine düşen bazı
görev ve sorumluluklar vardır.
Gençlere Şunları Öğütleyebiliriz...
·“Gençler bilse, yaşlilar yapabilse” deyişini unutmayiniz.
· Bütün isteklerinizin hemen, tümüyle o anda gerçekleşemeyebilecegini bilin.
· Her yerde ve her zaman yetişkinlerden ögreneceginiz bilgi ve deneyimler
oldugunu kabul edin!
· Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmayın!
· Engeller ve sorunlar karşisinda en büyük destekçinizin anne ve babaniz
oldugunu unutmayin!
Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı,
genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu
da gence yansıtmak gerekmektedir. Bu da ancak aile içinde "Olumlu bir
iletişim ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu
ailelerde, aile üyeleri birbirini anlar, olduğu gibi kabul eder, hiçbir
koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenirler. Böyle bir ortamda
yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir,
bu da ona güç verir.
"GENÇLERİN DÜRÜST ÇABALARINI ÖDÜLLENDİRELİM. BÖYLECE EMEK HARCAMANIN
DEĞERİNİ ÖĞRETMİŞ OLURUZ."
ÇANKAYA DERSHANESİ
REHBERLİK SERVİSİ
|
|