| |
Hacettepe Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Hazırlayan: Doç. Dr. Melike Sayıl
Çocuklar bir günde bebeklikten okulöncesi döneme geçmezler. Siz
çocuğunuzun ne kadar aksi ve işbirliğine girilmesi ne kadar zor bir
çocuk olduğunu düşünüp durur ve bu duruma üzülürken bir süre sonra
çocuğunuzun gerçekten büyümüş olduğunu, bir bebek gibi değil de bir
çocuk gibi davrandığını farkedersiniz. En azından günün büyük bir
kısmında böyle davranır. Bir çocuğu çocukluk dönemine sokan asıl
değişmeler 2,5 – 3,5 yaşları arasındaki değişmelerdir.
Okulöncesi Çocuğu Kimdir?
Çocuklar bir günde bebeklikten okulöncesi döneme geçmezler. Siz
çocuğunuzun ne kadar aksi ve işbirliğine girilmesi ne kadar zor bir
çocuk olduğunu düşünüp durur ve bu duruma üzülürken bir süre sonra
çocuğunuzun gerçekten büyümüş olduğunu, bir bebek gibi değil de bir
çocuk gibi davrandığını farkedersiniz. En azından günün büyük bir
kısmında böyle davranır. Bir çocuğu çocukluk dönemine sokan asıl
değişmeler 2,5 – 3,5 yaşları arasındaki değişmelerdir.
Bir okulöncesi çocuğu dil gelişimi sayesinde artık daha az şey yapmaya
daha çok şey söylemeye başlar. Becerileri artar ve daha çok şeyi
başarır. Daha çok şeyi başardığını hissettikçe kendini daha çok içinde
yaşadığı dünyanın bir parçası sayar ve o dünyayı genişletmek için daha
çok zaman ve enerji harcar. Çocuğunuzun kendi kendine soyunma, yemek
yeme ve ayakkabılarını giyme gibi becerileri arttıkça size daha fazla
zaman kalır; ancak bu kez de kalan zaman çocuğun büyüleyici zihin
gelişimini keşfetmek ve izlemekle geçer. Günden güne daha çok şeyi
hatırladığını, daha önce öğrendiği bir şeyi unutmayıp yeni bir durumda
kullandığını, isteklerini ertelemede zorlandığını ama seçim şansı
verildiğinde basit seçimleri yapabildiğini görürsünüz.
Okulöncesindeki çocuklar kendi etkinliklerini yetişkinlerin yaptığı
gibi, hareket, düşünme ve duygulanım olarak ayrıştıramazlar. Bedenlerini
kendileri olarak düşündükleri için bedenin gücü ve ne ölçüde etkili
kullanıldığı her iki cinsiyet için de önemlidir. Bedeniyle yaptığı bir
işte başarısız olan çocuk kendini tümüyle başarısız hisseder. Kendi
gücünü bilmek, kendini ortaya koymak ve başarabileceklerini görmek
ister. Yürüyebildiğini bilir, fakat ne kadar hızlı yürüdüğünü görmek
ister, tırmanabildiğini bilir, fakat gördüğü bir duvara tırmanıp
tırmanamayacağını merak eder. Bilek kuvvetiyle kaldıramadığı bir eşyayı
omzuna kuvvet vererek kaldırabileceğini görür. Deneyimleri sonunda bizim
için sıradan olan pek çok şeyi keşfeder. Örneğin, ayaklarını biraraya
getirerek topu durdurabileceğini, avuç içinde ıslak kumu
taşıyabileceğini fakat kuru kumu taşıyamayacağını, bayır aşağı
koşabileceğini oysa bayır yukarı koşamayacağını, bir tahtanın üstünde
elleri iki yana açık olarak yürüyebileceğini fakat lolipopu ağzına
koymak istediğinde düşeceğini yaşayarak öğrenir.
Bedeni ve zihni birlikte hareket ettiği için televizyonda dört nala
giden atları gördüğünde kendisi de odada öyle koşar, bağırır, zıplar ve
yerinde duramaz. Duygularını da hala bir ölçüde bedeniyle ifade etmeye
devam ettiği için kızınca ağlayıp kendini yere atabilir. Sevgisini
göstermek için gelip sık sık sizi öpebilir. Bu davranışlar içindeki bir
çocuk, özellikle kalabalık yerlerde bu tür duygu gösterimleri sebebiyle
utandırılmamalı ve fiziksel ceza uygulanmamalıdır. Bir okulöncesi çocuğa
sahip olmanın en zor tarafı, onun duygularını, düşüncelerini ve
davranışlarını kabul etmek ancak onu incitmeden bunların uygun biçimde
nasıl ortaya konulacağını öğretmektir.
Okulöncesi Dönemdeki Çocukların Genel Gelişim Özellikleri
1-2 YAŞ
Çevreyi keşfeder, dolapları, çekmeceleri açar kapar, eşyaları taşır.
Manipüle edebildiği herşeyle ilgilenir
Günde 1 kez uzun bir öğle uykusuna yatar.
Kısa bir süre oyuncaklarıyla bırakılırsa kendi kendine oynar
Tüm bedenini keşfetmeye çalışır
2-3 YAŞ
Koşar, tırmanır, iter, çeker, zıplar çok aktiftir
Bacakları çarpık görünür
Elleriyle ve kaşıkla yiyebilir, bardaktan içebilir
Elbiselerinin bazılarını çıkarabilir
Cinsel organlarını keşfeder
Daha az uyur, daha kolay uyanır
Tekrarlanan günlük etkinliklere uyum sağlar ve bunlardan hoşlanır
Herşeyi kendi kendine yapmak ister
İnatçı ve kararsızdır. Sık sık fikir değiştirir
Ani duygu değişimleri ve öfke nöbetleri gösterir
Yetişkinleri taklit eder
Yaşıtlarıyla birlikte oynayamaz
Paylaşmayı, beklemeyi, vazgeçmeyi kolay beceremez
Suyla oynamayı sever
Tek sözcükler ve kısa cümleler kullanır
Devamlı hayır der. Olumsuzdur
Konuşabildiğinden daha fazlasını anlar
3-4 YAŞ
Koşar, zıplar ve tırmanır
Kendi kendine yemek yiyebilir, fincandan içebilir
Bazı şeyleri dökmeden taşıyabilir
Kendinin soyunup giydirilmesine yardımcı olabilir
Öğle uykusuna yatmayabilir fakat sessizce oynar
Yetişkinlere cevap verebilir, onaylarını ister
Onay görmediğini belirten ifadelere duyarlıdır
İşbirliğine girer, basit işler için bir yere gönderildiğinde koşarak
gider
“Ben de” dönemidir. Her şeyin içinde yer almak ister
Her şeyi merak eder
Hayal gücü kuvvetlidir. Karanlıktan ve hayvanlardan korkabilir.
Hayali arkadaşları olabilir
Konuşkandır. Genellikle kısa cümleler kurar.
Bekleyebilir ama sabrı azdır
Oyuncakları sepete toplama gibi küçük sorumluluklar alabilir
Kendi kendine gayet iyi oynar fakat grup oyunlarında problemlerle
karşılaşılır
Karşı cinsten ebeveyne yakınlık duyar fakat zaman zaman değiştirebilir
Kıskançtır. Özellikle yeni bir bebeğe tahammül edemez
Suçluluk duyabilir
Sürekli sızlanarak, ağlayarak ve sevgiyi garanti etmeye çalışarak
duygusal açıdan güvensiz olduğunu gösterebilir
Parmak emerek, tırnak yiyerek vb davranışlarla gerginliğini azaltmaya
çalışabilir
Kendini ifade etmeye çok açıktır
4-5 YAŞ
Kilo almaya ve boyu uzamaya devam eder
Hareketlerindeki koordinasyon artar
Yeme, uyuma ve dışkılama alışkanlıkları düzenlidir
Çok hareketlidir
Bir şeylere başlar ama her zaman başladığını bitirmez
Patron gibi davranır
Diğer çocuklarla oynar fakat sürekli kendini savunur ve korur
Kavgaları kısa sürer
Büyük bir filozof gibi güzel konuşur
Hikayeler anlatır ve abartır
Uygunsuz sözcükleri yerli yersiz kullanır
Heceleri bir araya getirerek anlamsız sözcükler üretmekten hoşlanır
Güler, kikirder
Her şeyi ağırdan alır oyalanır
Söylendiğinde elini yüzünü yıkar
Nasıl ve Niçin soruları sorar
Etkin bir hayal gücü vardır
Akranlarına bağımlılık gösterir
Okulöncesinde Sosyalleşme ve Disiplin Sorunu
Okulöncesindeki çocuğun bebeklik döneminden farklı olarak 2 ayrı sosyal
dünyası vardır. Bunlardan biri akranlarla, diğeri de yetişkinlerle
ilişki içinde olunan dünyalardır. Yetişkinlerle olan ilişkide güç ve
sınırlamalar genellikle yetişkinden gelir. Yetişkin, çocuğun
davranışlarına rehber olur, onu yönlendirir ve ona öğretir. Çocuk bu
işbirliğini çoğunlukla arar fakat bazen de bu tür bir birlikteliğe
direnir. Çocuğun arkadaşlarıyla ilişkisi karşılıklılık ve işbirliği
içerirken yetişkinlerle daha fazla koruma ve sınırlama içerir. Bir
çocuğun yetişkinle ilişkisi onu, akranlarla olan ilişkiye hazırlar ve
her ikisi de çocuk için gereklidir. Çocuğun yetişkinle ilişkisi
özellikle kültürel değerlerin ve sosyal kuralların aktarılmasında
oldukça kritiktir (Başkasının eşyasına zarar verilmez, selamlamaya
karşılık verilmelidir, başkaları giyinir veya soyunurken seyredilmez
vb). Akranlarla etkileşimde ise paylaşma, yardım etme ve sempati
gösterme gibi olumlu davranışlar daha az; saldırgan ve bencilce
etkileşimler daha fazladır. Fakat akranlarla paylaşma ve diğer olumlu
davranışlar 4-12 yaşları arasında hızla gelişir.
Okulöncesindeki yıllar çocukların hızla sosyalleştikleri yıllardır.
Çocuklar çevrelerini araştırmak, yeni beceriler geliştirmek ve
bağımsızlıklarını ortaya koymak üzere programlanmışlardır. Ana baba
olarak bunu unutmamalı ve çocuğun patronu olmak yerine onunla işbirliği
içinde olmaya çalışmalısınız. Çocuğun davranışlarını sınırlama ve ona
kurallar koyma kolay olmayacaktır. Fakat herşeye rağmen çocuklar,
özellikle kendi güvenliklerini sağlamayı öğrenmede isteklidirler. Bir
başka deyişle aslında disipline muhtaçtırlar. Ancak disiplin, çocuğa
emirler verme ve uymadığında cezalandırma değildir. Disiplin, sayısız
farklı koşulda ve durumda tekrarlarla çocuğa nasıl davranacağını öğretme
ve kendini kontrolü sizden ona geçirme işlemidir. Çocuğa ne yapacağını
öğretirken emir vermek yerine onaylayabileceğiniz seçenekler sunun ve
emirlerinizle onu çileden çıkarmak yerine karar alma becerisini
geliştirin.
Çocuğa nasıl davranacağını öğretme işi tam bir sabır işidir. Bu
konuda size yardımcı olabilecek bazı altın kurallar şöyle sıralanabilir:
Siz de onun davranmasını istediğiniz gibi davranın: Çocuk sizin ona
gösterdiğinizden daha fazla anlayış, işbirliği ve ilgiyi size
göstermeyecektir. Meşgul olduğunuzu söyleyerek bulmacasına yardım
etmezseniz o da size masa hazırlarken yardım etmeyecektir.
İyi davranışı ödüllendirin, kötülerini değil: Markette şeker için
ağlayan çocuğu susturmak amacıyla şeker almayın, fakat şeker için
ağlamadığında ödüllendirin.
Genelde olumlu bir dil kullanın: Yap sözcüğü yapma sözcüğünden daha
etkilidir. Çocuğunuza neyi yapmaması gerektiğini değil, neyi yapması
gerektiğini söylemeye çalışın. Örneğin bisikletini koridorun ortasında
bırakma yerine bisikletini şu duvarın kenarına bırak böylece takılıp
düşmezsin deyin.
İletişiminizde açık ve anlaşılır olun: Çocuğu yönlendirici
ifadeleriniz olumlu olsa bile açık değilse işe yaramaz. Örneğin,
“terbiyeli davran” olumlu bir ifadedir. Ancak kastettiği şey,
“sevmediğim şeyleri yapma” dır. Bazen siz kendiniz bile kararsız iken
çocuk neyi sevip neyi sevmediğinizi nereden bilecektir.
Açıklama yapın: Yapmasını istediğiniz bir davranışın nedeni için
çocuğa “çünkü ben öyle istiyorum” derseniz, çocuk bu açıklamadan hiç bir
şey öğrenmeyecektir. Oysa “Makası yerine koymalısın. Eğer koymazsan
sivri olduğu için batabilir.” Açıklaması o yaşlardaki çocuklara nasıl
davranması gerektiğini anlatan bir açıklamadır.
“Hayır” demeden önce düşünün: Bir davranışa gerçekten engel olmak ya da
bir hareketi yasaklamak istediğinizde bir kez daha düşünerek bu sözcüğü
kullanın ve hayır dedikten sonra geri dönmeyin. Çünkü bu sözcük çocuk
ile aranızda en fazla çatışma yaratan sözcüktür. Sadece çocuğun
güvenliği ile ilgili konularda katı olmakta yarar vardır.
Beklentileriniz çocuğa uygun olsun ve ona güvenin: Çocuktan
yapabileceğinden daha fazlasını beklemeyin ve yapabilecekleri için de
ona güvenin. Örneğin kendi kendine bakabileceğinden eminseniz bir
arkadaşının evine gitmesine izin verin. Değil ise göndermeyin.
Gönderirken yapacağınız uyarılarla onun işini zorlaştırmayın.
Tutarlı olun: Aile içi yaşamı düzenleyici temel kurallar getirin
ve bunlara tüm ev halkı olarak uyun. Kararlı olduğunuz davranışlar için
de kesin kurallar koyabilirsiniz; ancak çocuk, koşullar değiştiğinde
kuralı esnetmenizi bekleyebilir ve bunu, duruma özgü bir değişiklik
olarak değerlendirebilir. Örneğin, sizlerle yatması yasaklanmışsa bu,
örneğin babaannesi geldiğinde onunla da yatamayacağı anlamına
gelmemelidir.
Hatalı olduğunuzda hatanızı kabul edin: Siz çocuğa model
olduğunuz için hatanız olduğunda özür dilemeniz, ona da hatalı olduğunda
özür dilemeyi öğretecektir. Çocuk, herkesin hata yapabileceğini anlarsa
ne siz, ne kendisi ne de arkadaşları için yüksek standartlar
geliştirmeyecek ve her hangi bir hatanızda hayal kırıklığı
yaşamayacaktır.
Yukarıda önerilen davranışların asıl amacı, çocuğun davranışını kontrol
etme ve davranışları için sorumluluk almasını sağlamaktır. Eğer
çocuğunuz sizin koyduğunuz sınırlamalara uymamakta direnir, başkalarına
zarar veren saldırgan davranışlar gösterirse tüm bu davranışlarının
sonuçlarına da katlanmayı öğrenmelidir. Bunun için çocuk
cezalandırılabilir ancak ceza, çocuğa gerçekten bir şey öğretmelidir.
Cezalandırmayla ilgili olarak aşağıdakiler önerilmektedir:
* Cezayı davranışın hemen üstüne verin. Eğer aradan zaman geçerse çocuk,
hangi davranışının celandırıldığını hatırlamayacaktır.
* Fiziksel ceza vermeyin. Dayağın kendisi bir saldırganlık gösterisidir
ve üstelik dayak yiyen çocuklar niçin dövüldüklerini
hatırlamamaktadırlar.
* Dayak, çocuk ile olan işbirliğinizi elinizden almaktadır.
* Çocuğu aptal ve çaresiz hissettiren cezalar vermeyin.
* Sizin davranışını onaylamadığınızı belirten bir hareket veya ifade en
iyi cezadır.
* Ceza olarak bir şeyi yasaklıyorsanız, bunu bağırarak değil, yavaşça ve
kibar bir dille söyleyin.
* Çocuğa verilecek en iyi cezalardan biri, çocuğu çok kısa bir süre için
aile içi etkileşimden ya da yaptığı etkinlikten men etmedir. Bu cezada
çocuk, bağırıp çağırmadan uyarıcısız bir ortama (kendi odası veya evin
belirli bir köşesi) gönderilir ve kaç yaşında ise o kadar dakika
bekletilir. Çocuktan bu sırada, yaptıkları hakkında düşünmesi istenir.
Okulöncesi dönemdeki çocukların önemli bir özelliği de çok hareketli ve
saldırgan olmalarıdır. Bununla birlikte çocuklardaki saldırganlığın bir
ölçüde ana babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla da ilgili olduğu
bulunmuştur. Örneğin; her zaman izin verici davranan, çocuğu serbest
bırakan fakat her zaman da cezalandıran annelerin çocukları en saldırgan
çocuklar olurlar. Genellikle izin verici davranıp çok az cezalandırıcı
olan anneler ile genellikle izin verici olmayan ve cezalandırıcı olan
annelerin çocuklarında orta düzeyde bir saldırganlık, daha az izin
verici ve daha az cezalandırıcı olan annelerin çocuklarında ise en az
düzeyde saldırgan davranış gözlenmektedir. Ana babanın çocuk üzerinde
hem sağduyulu bir denetimi hem de özerkliği cesaretlendiren tavırları
birlikte yer aldığında, bu koşullarda yetişen çocuklar meraklı, aktif,
girişken, uyumlu ve diğerlerine göre daha az olumsuz davranış gösteren
çocuklardır. Eğer özerkliğin desteklenmediği bir ortamda çocukların
davranışı üzerinde yüksek bir kontrol var ise bunun da çocukta merakın,
girişkenliğin, orijinalliğin ve hayalin olmamasıyla ilişkili olduğu
bulunmuştur.
Anne babaların çocuğa, onu olduğu gibi kabul ederek, anlayarak, sevgi
göstererek ve destekleyerek yaklaştıkları, daha fazla açıklamada
bulundukları koşullarda da çocuklar, kuralları ve düzenlemeleri daha
kolay içselleştirmekte ve kendilerini kontrol etmeyi daha kolay
başarmaktadırlar. Ayrıca böyle bir tutum ebeveyn ile çocuğu
yaklaştırmakta, etkileşimi artırmakta ve böylece çocuktaki kaygı
azalmaktadır. Ebeveyn-çocuk ilişkisi daha az korkulu ve daha az güç
yönelimli bir ilişki haline gelmektedir. Bu koşullarda çocukların
özsaygıları yüksektir ve olumlu davranışlar daha fazladır.
Okulöncesi Çocuğunun Tipik Korkuları
Felaketlerden korkma: Hayal gücü çok iyi çalışan okulöncesi
çocuğu, pek çok olası olmayan korku yaşar. Örneğin, kaybolacağı, evin
yanacağı, anne babasının öleceği ya da evi terkedeceği gibi konulardaki
kaygı ve korku bazen çok yoğun yaşanabilir.
Yaralanmaktan korkma: Kendine ait bir bedeni ve kendiliği
olduğunun farkına varan çocuk kendine olabilecekler hakkında kaygı
duymaya başlar. Cinsel merak arttığı için cinsiyetler arasındaki
farklılık keşfedilir ve bu konudaki kaygılar da artar. Kan ve acı,
duydukları korkunun özünü oluşturur ve bu sebeple küçük yaralanmalardan
bile çok korkarlar.
Kırık dökükten endişe duyma: Çocukların kendilerine ait yaralanma
korkuları pek çok çocukta başka şeylere de yayılır. Herhangi bir şeyin
kırılmasından çok rahatsız olurlar. Bazı çocuklar bu sebeple yap-boz
oyunlarından hoşlanmazlar.
Yetişkinlerin kullandıkları bazı sözcüklerden korkma: Çocuklar
yetişkinlerin kullandığı bazı mecaz ve soyut ifadeleri gerçek anlamında
anlayamadıkları için korku duyarlar. Korkulu çocuk filmleri ve çocuk
kurbanlar da dünyanın tehlikeli bir yer olduğu yolundaki düşüncelerini
pekiştirir.
Farklı görünüşünüzden endişe duyma: Çocuk sizinle birlikte
olduğunda kendini güvende hisseder. Sizin bedenen ve ruhen kendisi için
hazır olduğunuzu bilme onu rahatlatır. Fakat özellikle anne babayı
depresyonda veya incitilmiş görme onda yalnızlık hissi uyandırır.
Aranızda bir engel olduğunu hissettikçe, size daha fazla asılır ve daha
talepkar olur.
Yeni yerlerden korkma: Genellikle çocuklarla ilişkiler aynı
mekanlarda aynı işleri yaparak yaşanır. Bu nedenle çocuk sizinle
birlikte olsa bile mekan değiştiği için çocuk mutlu olmayabilir ve eve
dönmek isteyebilir. Tatile çıkma ve taşınma bu tür endişelere örnektir.
Tatile giderken çocuğun valize eşyalarını koymasını, yanına birkaç
oyuncağını almasını sağlayabilirsiniz. Yeni bir eve taşındığınızda ise
çocuk için bir köşe hazırlayın ve mümkün olduğu kadar kısa sürede bir
düzen kurun. Çocuk evin bilişsel haritasını oluşturuncaya kadar gece
ışık yakabilir ve ilk gece çocukla birlikte yatabilirsiniz.
Çocuğunuzun korkularıyla alay etmeyin ve alay edilmesine izin vermeyin.
Siz alay ettikçe o korkusunu gizleyecek ya da maskeleyerek korkusuz
görünmeye çalışacaktır. Kendinde olan bitenle başetmeyi öğrendikçe
korkuları azalacaktır. Ayrıca yaşantılarıyla, düştüğünde ölmediğini,
anne babasının kaçmadığını, evi hırsızların basmadığını ve güvende
olduğunu farkedecektir. Çocuğunuzun ev dışındaki hangi yaşantıların ve
deneyimlerin üstesinden gelebileceğini kestirin ve onu, hayal kırıklığı
yaratmayacak ve strese sokmayacak yaşantılar için cesaretlendirin.
Çocuğu yeni deneyimler için çocuğu bir yarışa sokmayın. Bazen 3-4
yaşında bir çocuk hala annesine asılırken, 2 yaşındaki başkalarıyla
birlikte bir şeyler yapabilir.
Yuvaya Hazır Olma
Bir çocuğun okula hazır olduğunun en önemli işaretlerinden biri anneden
ayrılmada sorun yaratmaması ve kısa sürelerle de olsa evden ayrılmaya
istekli olmasıdır. Genellikle anneden ayrılmaya istekli olan çocuk
konuşması diğer yetişkinler tarafından da kolayca anlaşılabilen
çocuktur. Parkta veya dışarıda oynayan çocuklara ilgi gösterme de grup
yaşantısına hazır olmanın önemli işaretlerinden biridir. Çocuk bu
oyunlara katılmadan sadece izlemek istese bile bu ilgi çocuğun kendini
yetişkinden koparabileceğini gösterir. Kuşkusuz tüm bunların dışında
çocuğun temel özbakım becerilerini de kazanmış olması gerekir. Bu konuda
çocuklar arasında önemli bireysel ayrılıklar olmakla birlikte yuvaya
başlamak için pek çok açıdan en uygun yaş yaklaşık 3 yaştır.
Okulöncesi eğitime başlama çocuk için stres yaratan bir olay
olmamalıdır. Böyle bir gruba katılma çocuk için anneden veya alıştığı
bakıcısından ayrılma, tanımadığı birine poposunu sildirme ve bir odada
bir sürü çocukla birarada oynamayı başarma gibi pek çok farklı anlam
taşır. Eğer yuva bu ayrılığın etkilerini en aza indirerek başlarsa
(örneğin başlangıçta annenin de bir süre çocuğun yanında kalmasını
sağlarsa) çocuk için uyum sağlama daha kolaylaşır. Çocuk sonuç olarak
orada kalacağını ve hiçbir çocuğun başında özel bir yetişkinin
bulunmadığını kavrayacak ve anneden vazgeçecektir.
Çocuğun yuvaya hazır olması kadar sizin çocuğunuzu yuvaya vermeye hazır
olup olmadığınız da önemlidir. Çocuğu yuvaya verdiğiniz için eğer,
yalnızlık, çaresizlik, suçluluk, kaygı, çocuğu kaybetme korkusu ve hatta
öfke gibi duygular yaşıyorsanız onlarla yüzleşin.
Enerjinizi, bu duygularla baş etmek için harcayın. Siz gözleriniz
yaşarmadan çocuğu yuvaya bırakabildiğiniz zaman çocuğun da bu ayrılıkla
başaçıkabildiğini göreceksiniz.
Çocuğu Gruba Alıştırmak İçin Öneriler
Çocukla birlikte birkaç kez yuvayı ziyaret edin ve onu öğretmeniyle
tanıştırın
Çocukla bir hafta öncesinden ilk gün ve yuvadaki arkadaşları hakkında
konuşun
Diğer çocukların da aynı kendi gibi olduğunu vurgulayın
Yuvaya ilk başladığı günlerde bir süre çocukla birlikte kalın ama bunun
ne kadar süreceğini çocuğa önceden bildirin ve
Çocuk daha önce yuvaya alışsa bile sözünüzde durun
Ayrılırken mutlaka “hoşçakal” deyin
İlk günler çocuğun sizi aramasına fırsat vermeden çocuğu erken alın
Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün
Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın
Akşam eve dönerken o gün yaptığınız ilginç şeylerden söz etmeyin
Yuvaya alıştıktan sonraki ayrılık gözyaşlarını ciddiye almayın
Yuva Seçerken Nelere Dikkat Etmelisiniz !
Çocukların güvenliğine önem veriliyor mu? Yuva güvenli bir şekilde
döşenmiş ve gerekli önlemler alınmış mı?
Sağlıklı bir beslenme sağlanıyor mu?
Yuvanın atmosferi hoş ve eğlenceli mi yoksa gergin ve soğuk mu?
Beslenme ve uyku saatleri neye göre planlanmış? Çocuğun bireysel
ihtiyacına göre küçük değişiklikler yapılabiliyor mu?
Öğretmen 4 çocuktan biriyle ilgilenirken diğer üçünü nasıl bırakıyor?
Her çocuğa bireysel dikkat ve ilgi var mı?
Siz orda kalmak ister miydiniz?
Sizin ilk günler çocukla kalmanıza izin veriyorlar mı?
Haber vermeden her zaman ziyaret edebilmeniz mümkün mü?
Sabahleyin çocuğun ihtiyaçlarını bildirmek, akşamları da çocuğun o günkü
davranışlarıyla ilgili bilgi almak mümkün mü?
Eğitime ve duygusal gelişime verilen önem ve ağırlıkları nasıl? Bazı
yuvalar eğitime, bazıları da sosyal-duygusal gelişime daha fazla ağırlık
vermektedirler. Sizin tercihinize göre bir yuva seçin.
Öğretmenler mutlu mu, bir ekip çalışması izlenebiliyor mu?
Öğretmenler her koşulda çocukla oyunvari bir etkileşim içinde mi?
Çocuklar mutlu ve neşeli mi?
--------------------------------------------------------------------------------
Yararlanılan Kaynaklar:
Bukatko, D.; Daehler, M. ( 1992).Child Development. Boston: Houghton
Mifflin Com.
Karen, R. (1994). Becoming Attached. New York: Warner Books
Leach, P. (1991).Your Baby and Child, New York: Alfred A. Knopf.
Stenhouse, G. (1996). Practical Parenting. OUP.
|
|